ANSİKLOPEDİK ÇEVRE SÖZLÜĞÜ
Çevre kavramı içine giren değişik terim ve
konuları
işleyen Ansiklopedik Çevre Sözlüğü’nün
“D” Harfindeki maddeler, örnek olarak aşağıya konmuştur.
- D -
DAĞILMA
Doğal bir kirletici kaynaktan çıkan yoğun kirleticilerin çevreye yayılma süreci (Dispersion).
Dalga boyu
Ses, ışık ve ısı enerjisi, havuza atılan bir taşın meydana getirdiği dalgalar halinde yayılır. İki tepe veya oluk arasında kalan uzaklığa bu isim verilir. Frekans, genellikle daha çok radyo ve televizyon gibi yayın araçlarında kullanılan bir terim olmakla beraber; dalga boyu, daha ziyade fizik ve astronomi dalında yaygın olarak kullanılmaktadır. Dalga boyu birimi, mikrondan kilometrelere kadar uzanan geniş bir tayf (spektrum) içinde değerlendirilir. Güneşten yayılan ışımaların yaklaşık yarısı, 0,4 mikronla 0,7 mikron arasında kalan ve “görünen ışın” adı verilen bir bandla temsil edilir (Mikron, milimetrenin binde biridir). Bu ışınların daha büyük olanları ile daha küçük olanları, göze görünmez. 0,4 mikrondan daha küçük dalga boylarına, ultraviole (mor ötesi) ışımalar; 0,7 mikrondan daha büyük ışımalara ise infrared (kırmızı ötesi) ışımalar denir. Mor ötesi ışımalardan daha da küçük olanlar, x ışınları ve gama ışımalarıdır (Gama ışınları bir milimetrenin milyarda biri kadar dalga boyuna sahiptir). Kırmızı ötesi ışımalardan daha da uzun dalga boyuna sahip ışımalar da radyo dalgalarıdır (FM, VHF, SHF, LF, MF gibi). Radyo dalgaları, bir santimetreden yüz kilometreye kadar uzanan geniş bir spektrum bandını kapsar.
DAMITMA TESİSLERİ
Tuzlu suyu içme suyuna dönüştüren büyük ölçekli tesisler.
DARVİNİZM
Herhangi bir ekosistemdeki canlıların birbirleri ve çevre koşulları ile mücadelesi sırasında üstün gelebilen türlerin, zamanla ortama uygun özellikler kazanarak varlıklarını sürdürebildiklerini öne süren kuram.
dB
Bkz. “Desibel”.
dBA
Bkz. “Desibel”.
Bir akarsuyun birim zamanda taşıdığı su miktarı olup, genellikle m3/sn. cinsinden ifade edilir.
Atom numarası 28 olan bir elementtir. Magnetik özelliğe sahip olduğundan kullanım alanları pek çoktur. Kükürtle birleştiğinde prit ismini alır. Yüksek derecedeki canlılar için vazgeçilmez bir hayat kaynağıdır. Hemoglobin molekülünün temel yapısını meydana getirir. Sanayinin en önemli maddelerinden biri olan demir, saf halde gümüş parlaklığında bulunur. Kolayca oksitlendiği için, doğada saf halde pek rastlanmaz. Magmanın kimyasal bileşiminde, silisyum (% 27,7) ve alüminyumdan (% 21,1) sonra, % 5,0 oranında bulunan demir, ana elementler arasında üçüncü sırayı alır. Demir metalinin elde edilmesinde kullanılan hammaddeye demir cevheri denir. Demir cevheri oksitler, sülfürler, sülfatlar ve karbonatlar olmak üzere dört grupta toplanır. Dünya’daki demir cevheri yataklarının, % 30’unu magmatik oluşumlar ve % 70’ini de sedimenter demir yatakları meydana getirmektedir. Türkiye’de sürdürülen demir cevheri etüt ve araştırmalarında, 440.000.000 ton görünür ve muhtemel rezerv ile 256.000.000 ton mümkün rezerv belirlenmiştir. Demir sanayiinde kullanılan yüksek fırınlar, çelik fırınlar, tasfiye fırınları ile metal kaplama sanayiindeki çeşitli tipteki ocaklarda işlem gören demirden sonra CO, toz, kül ve bazen kükürt dioksit ve kurşun gibi kirletici maddeler açığa çıkar.
Genellikle istatistik yöntemler kullanarak nüfus hareketlerini inceleyen bilim dalıdır. Ele alınan herhangi bir bölgede yaşamakta olan her çeşit canlının nüfusundaki değişim,
Nüfus değişimi = (Doğumlar + İçe göçler) - (Ölümler + Dışa göçler )
A = B - C
formülüyle verilebilir.
Bu formüle göre, eğer B > C ise, nüfus artmakta; B = C ise, nüfus dengede kalmakta ve B < C ise, nüfus azalmaktadır.
DENDROLOJİ
Ağaçbilim. Odunsu bitkilerin, özellikle ağaçların ayırt edici özelliklerini inceleyen bilim dalı.
DENGE
Herhangi bir ekosistemin girdi ve çıktılarının, ekosistemin doğal özelliklerini koruyabileceği; doğal değişme ve gelişmesini sürdürebileceği nitelik ve nicelikte bulunması.
DENİZ DEŞARJI
Atık suların uzaklaştırma yöntemlerinden biridir. Derin deniz deşarjı olarak da bilinmektedir. Bu yöntemle atıklar, belirli bir ön arıtmaya tâbi tutularak, hattâ hiç bir yöntemle arıtılmadan, denizin içinde uzatılan bir boru vasıtasıyla, sahilden belli bir uzaklıkta denizin dibine verilmektedir. Deşarj borusundan çıkan atık su, dispersiyon ve difüzyonla seyrelmekte ve sonunda atık su, yüzeye çıktığında; konsantrasyon, başlangıçtaki konsantrasyondan 1/1000 oranında azalmaktadır ki, bu oran aslında % 99’luk bir arıtmaya eşdeğer kabul edilmektedir.
DEPO GAZI
Katı atık depo sahaları içine gömülen organik kökenli maddelerin, biyokimyasal ayrışması sonucunda; depolama sahasından, çoğunluğu metan gazından meydana gelen depo gazı çıkar. Her m3 çöpten, 100-400 m3 arasında depo gazının çıktığı bilinmektedir. Depo gazları çevreyi olumsuz yönde etkiler. İçerdiği toksik ve kısmen kanserojen maddeler yüzünden, sağlığa zararlıdır. Metan gazı, özelliği bakımından çabuk yanan ve patlayabilen bir maddedir. Boğucu özelliğe sahiptir. Bitki köklerini kaplayarak onları öldürebilir, etrafa kötü kokular yayılır. Depo gazları yeraltından 200 metre mesafeye kadar etkisini sürdürebilir. Oluşabilecek depo gazlarını kontrol altında tutmak için, daha dolgu sırasında düşey ve yatay boruların inşa edilmesi gerekmektedir. Toplanan depo gazları bir bacada yakılmak suretiyle zararsız hale getirilebilir (Bkz. “Düzenli Depolama”).
DERİN EKOLOJİ
Yaşanmakta olan çevre sorunlarının, insanların çevrelerini algılama biçimlerinden, değer yargılarından; çevreleri ile aralarındaki ilişkilerin niteliği ve yaşama biçimlerinden kaynaklandığını; dolayısıyla çevre sorunlarının önlenebilmesi ve çözümlenebilmesi için de, öncelikle doğaya ilişkin değer yargılarının ve yaşama biçimlerinin değiştirilmesi gereğini savunan düşünsel eğilim ve hareket. İsveçli düşünür Arne Naess’in 1973 yılında “The Shallow and the Deep, Long-Range Ecology Movement: A Summary” adıyla yayınladığı kitapta çerçevesi çizilen bu eğilime göre; “sığ ekolojik yaklaşımda çevrenin kirlenmesi ve doğal dengenin bozulması, yalnızca zengin ülkelerin vatandaşları için bir tehlike yarattığında sorun olarak görülmektedir. Oysa derin ekoloji akımı, çevre sorunları karşısında küresel ve yaşam merkezli bir yaklaşımın olmasını savunmaktadır. Böylesi bir yaklaşımda, insanların doğa ve doğayı oluşturan her varlık ile uyum içinde yaşaması ve toplumsal olarak da bu doğrultuda örgütlenmesi...” gerekmektedir.
“Derin ekoloji”, sonraki yıllarda Amerikalı iki bilim adamının da (Bill Devall ve George Sessions) katkılarıyla; “çevre sorunlarının kalıcı olarak, ancak doğayı algılama biçiminin değiştirilmesi ve doğanın bütün öğelerinin kullanım değerleri oldukları için değil de salt var oldukları için bir değer taşıdıkları gerçeğinin kavranmasıyla ve ona göre davranılmasıyla çözümlenebileceğini...” savunan bir akıma dönüşmüştür.
DESİBEL
Ses şiddetini
belirlemeye yarayan bir ölçü birimidir. Bir ses dalgasının şiddeti arttıkça,
ses daha gür hale gelir. Engebeli bir doğa parçasında, yükseklikler deniz
seviyesine göre nasıl bir anlam kazanırsa, sesin şiddeti de ele alı-nacak
bir standart seviyeye göre düzenlenir. Matematik olarak,
ifadesi,
ses şiddetinin desibel olarak değerini verir. Buna göre, 1 desibelin anlamı,
a
=
1 değeri için, denklemde (I) değeri çözülürse, I = 100,1 = 1,26 bulunur.
Görülüyor ki, ses şiddetinin % 26 kadar artması, ses seviyesinin 1 desibel (dB)
artmasına neden olmuştur. Eğer ses şiddeti, ilk şiddetinin 100 misline
çıkarılırsa,
ses
seviyesi de 20 kat artacak demektir.
Desülfürizasyon
Kükürt dioksit içeren baca gazlarının kimyasal veya elektriksel yöntemlerle temizlenmesini sağlayan teknoloji.
Deşarj
Arıtılmış olsun veya olmasın, atık suların doğrudan veya dolaylı olarak alıcı ortamlara (toprak altına veya deniz dibine) boşaltılma işlemi.
DETERJAN
Yaygın olarak kullanılan yüzeysel temizleme maddesi. Bakteri ve organizmaları yok eden deterjanlar, su kirliliğinin başlıca nedenlerinden biridir.
DEVAMLILIK
Orman işletmeciliğinde orman ekosistemlerinden elde edilmesi amaçlanan ürün ve hizmetleri gerekli nitelik ve nicelikte, ancak, sürekli olarak sağlama ilkesi.
DEZENFEKSİYON
Hastalığa sebep olabilecek bazı organizmaların, klorlama vb. gibi maddelerle yok edilmesi işlemi, mikropsuzlaştırma.
DIŞ KITA SAHANLIĞI
Bir ülkenin kıyılarında, bir kaç kilometreden başlayarak, yaklaşık 400 kilometreye kadar uzanan ve genellikle ait olduğu ülkenin; petrol, doğalgaz ve mineral kaynakları bakımından yararlanma hakkına sahip olduğu kabul edilen deniz bölgesi.
DIŞSALLIKLAR
Önceden örgütlenmemiş; planlanıp gerçekleştirilmemiş imkânlar ve kısıtlar, maliyetler, getiriler ve götürüler.
DİFÜZYON
Hava kirliliği konusunda ve modelleme tekniklerinde dikkate alınması gereken bir tanımdır. Atmosfer içindeki dağılma, yayılma ve kaynaktan uzaklaşmayı içine alan geniş bir tanımlamadır. Atmosferdeki kirleticilerin seyrelmeleri anlamına gelen difüzyon, moleküler ve türbülanslı olmak üzere ikiye ayrılır.
DİVERJANS
Ortak bir noktadan veya yörüngeden değişik yönlere doğru yayılma ve saçılma işlemi.
DİYALİZ
Atık su arıtımında kullanılan, genellikle iri organik parçacıkları, küçük olanlardan ayırma yöntemi.
DOĞAL BUDANMA
Orman ekosistemlerinde ağaçların sıklığına bağlı olarak daha az ışık alan alt dalların giderek kuruması ve birbirlerine sürtünmeyle ve/veya rüzgârla kırılarak ya da düşerek gövdeden ayrılması.
DOĞAL GAZ
Yerkabuğunun alt katmanlarında meydana gelen Metan (CH4) ve Etan (C2H6) gibi çeşitli hidrokarbonların karışımı olan renksiz ve kokusuz bir gazdır. Birincil bir enerji çeşidi olduğundan çıkarıldığı gibi kullanılabilir. Doğal gazın yanabilmesi için, hava ile % 5-15 oranında karıştırılması gerekir. Karışım oranı bu aralığın altında veya üstünde ise, yanma olayı gerçekleşmez. Uzmanlarca, en iyi yanma oranının, % 9 doğal gaz, % 91 hava karışımı olduğu ifade edilmektedir. Doğal gaz havadan daha hafif olduğundan kapalı alanlarda yukarı doğru tırmanma eğilimi gösterir. Doğal gaz, kanda oksijeni tüketen karbon monoksit içermediğinden, zehirli bir gaz sayılmaz. Ancak, kapalı mekânlarda uzun süre bulunursa, ortamda oksijen miktarı azalacağından, boğulmalara sebep olabilir. Bu yüzden sık sık havalandırma yapılması tavsiye edilir. Doğal gaz temiz bir gazdır, yandığında kül, karbon monooksit ve kükürt bileşikleri bırakmaz. Yalnızca su buharı ve karbon dioksit oluşur. Doğal gazda yanma için hava ihtiyacı azdır, bu oran kömürde, % 20-30; fuel-oilde, % 10-20 iken; doğal gazda, % 5-10 civarındadır. Bu yüzden tesis çok az bakım ve onarıma ihtiyaç duyar. Verimli olmasının yanı sıra hem ekonomik olması hem de enerji tasarrufu sağlaması nedeniyle büyük şehirlerde aranan bir alternatif enerji kaynağı haline gelmiştir. Önemli avantajı en az kirletici olmasıdır.
DOĞAL KAYNAK
Var olması, değişmesi ve gelişmesi; insanların bilinçli eylemlerini gerektirmeyen varlıklar ve nesneler.
DOĞAL ORMAN
Oluşması, varlığını sürdürebilmesi tamamen doğal koşullar tarafından belirlenmiş; bu özelliği, insanların eylemleriyle büyük ölçüde ve/veya bütünüyle henüz değiştirilmemiş ormanlar.
DOĞAL RADYOAKTIFLIK
Hava, su, toprak gibi doğal ortam kaynaklı nükleer ışınımın (radyasyon) oluşturduğu radyoaktiflik.
DON ÇUKURU
Soğuk havanın, denizden nisbeten yüksek olan yörelerdeki çevresi yüksek sırt ve tepelerle çevrili çukurlarda birikebildiği alanlar. Bu gibi alanlarda, özellikle geceleri ve kış aylarındaki don olayları, çevredeki ortamlardan nisbeten daha erken ve sık gündeme gelmekte ve daha uzun süreli olmaktadır. Bu gibi ortamlarda ağaçlandırma ve orman gençleştirme çalışmaları sırasında çeşitli güçlüklerle karşılaşılmaktadır.
DÖNÜŞÜM
Herhangi bir organizmanın ana organlarından birinin ya da birkaçının özgün yapısının başka işlevleri görebilecek şekilde, ancak kalıtsal olarak değişmesi; kayaların yüksek ısı ve basın, şiddetli ısı değişikliği vb. nedenlerle iç ve dış yapılarında gerçekleşen başkalaşma.
DUMAN
Buharların yoğunlaşmasından veya kimyasal tepkimelerden meydana gelen, genellikle 5 mikrondan daha küçük uçucu katı parçacıklar. (2) Kömür gibi bir katı yakıtın eksik yanması sonucunda meydana gelen, minik parçacıklardan ibaret, gözle görülebilir gaz halindeki süspansiyon.
DURULTMA
Çökebilir nitelikteki yüzen katı maddelerin çökeltme, havalandırma ve süzme yoluyla atık sudan ayrılması işlemi.
DUV
Tehlikeli ultraviyole (mor ötesi) ışın.
DÜNYA
Güneşten 150.000.000 km. uzaklıkta, Venüs ve Mars arasında yer alan dünyamız, en ideal ölçüde ve ölçekteki gaz karışımı olan atmosferle kuşatılmış; kutupları basık küre şeklinde bir gezegendir. Kutupsal yarıçap, 6.356.912 km. iken, ekvator yarıçapı, 6.378.388 kilometreye ulaşır. Yeryüzü’nün ortalama yoğunluğu, 5,5 gr./cm3, kütlesi 5.976 x 1021 tondur. Okyanusların kütlesi, 1,4 x 1018 ton; atmosferin kütlesi de, 5 x 1015 tondur. Bu değerlere göre kabaca, arzın kütlesi, atmosferden 1.200.000 kez; okyanusların kütle-sinden de 4000 defa daha fazladır. Arz-Atmosfer-Okyanus sistemi, birbirleriyle sürekli bir etkileşim içindedir. Dünya’nın sıvı tabakasına hidrosfer, katı tabakasına da litosfer denir. Litosfer; kabuk, magma ve çekirdek (core) olmak üzere 3 ayrı katmandan meydana gelir. Kabuk; dışta toprak, daha altta da taş tabakalarından meydana gelmiştir. Kabuk, kıtalar altında 30 km., okyanuslarda ise, 10 km.’ye kadar uzanır. Litosferin kütlesel bileşimi, % 47 oksijen, % 28 silikon, % 8 alüminyum, % 4,5 demir, % 3,5 kalsiyum, % 2,2 magnezyum, hidrojen ve karbon olarak da, % 0,2 oranlarındadır. Magma tabakası yüzeyden 2900 km.’ye kadar merkeze doğru uzanır. Çekirdekte ise son derecede yoğun, sıvı ve gaz karışımı vardır ve sıcaklık değeri de, 6000 ºK’dir. Dünya, odaklarından birinde Güneş bulunan eliptik bir yörüngede saniyede 30 km. hızla Güneş etrafında dolanır. Yörünge düzlemindeki açı 23 derece 27 dakikadır. Bu eğimle, güneşten gelen ışınların değişik enlem derecelerinde farklı iklim kuşaklarını ve gece gündüz farklılıklarını yarattığı bilinmektedir. Dünyamızın, Güneş etrafındaki yörüngesi spiral şeklinde olduğundan, uzayda geçtiği bir noktadan bir daha geçmez.
DÜNYA ÇEVRE GÜNÜ
1972’de Stockholm’de toplanan Birleşmiş Milletler Çevre Konferansı’nın ilk günü olan 5 Haziran, Birleşmiş Milletler tarafından “Dünya Çevre Günü” olarak ilân edilmiştir.
DÜNYA ÇEVRE VE KALKINMA KOMİSYONU
Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun kararıyla, 1983’te, zamanın Norveç Başbakanı Gro Harlem Brundtland’ın başkanlığında kurulan komisyon. Komisyon, vardığı sonuçları, 1987’de “Ortak Geleceğimiz” adıyla yayınladığı raporda topladı. Bu rapor, Yeryüzü’ndeki kritik çevre ve kalkınma sorunlarını değerlendirmek, bunların çözümü ve gelecek nesillerin yararlanacağı kaynakları tahrip etmeden, sürdürülebilir bir kalkınmayı sağlayabilmek için teklifler getirdi.
DÜNYA ORMANCILIK GÜNÜ
Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Teşkilâtı (FAO) tarafından, 1970’li yılların başında, ormancılık çalışmalarının öneminin kamuoyuna açıklanmasını, sorunlarının ve çözüm önerilerinin tartışılmasını sağlamak amacıyla belirlenen gün. Kuzey Yarıküre’de ve Türkiye’de, bitkilerin çiçeklenme ve yapraklanma (vejetasyon-yeşerim) döneminin başlangıç günü kabul edilen 21 Mart, ilgili kurum ve kuruluşlar tarafından “Dünya Ormancılık Günü” olarak değerlendirilmektedir.
DÜNYA SULAK ALANLAR GÜNÜ
Sulak alanların korunmasıyla ilgili Ramsar Sözleşmesi’nin imzaya açıldığı tarih olan 2 Şubat 1971 tarihinden bu yana; her yılın 2 Şubat günü, “Dünya Sulak Alanlar Günü” olarak değerlendirilmektedir.
DÜNYA YABAN HAYATI FONU
11 Eylül 1961’de, World Wildlife Fund (WWF) adıyla İsviçre’de kuruldu. WWF’in öncelikli amaçları arasında; nâdir türlerin korunması ve küresel çevre tehdidinin önlenmesi yer almaktadır.
DÜZENLİ DEPOLAMA
Evsel katı atıkların bertaraf edilmesi için kullanılan en iyi yöntemlerden biridir. Bunun için başta gelen ilk şart, uygun bir depolama sahasının seçimidir. Bu seçimde, meskûn bölgelerden uzaklık, içme ve kullanma suyundan uzaklaşma, çevredeki yeraltı sularının durumu, çevredeki jeolojik, jeoteknik yapı, çığ, heyelân, erozyon riski, trafik durumu ile sahanın depolama kapasitesi gözönüne alınmalıdır. Çöp depo sahalarının yerleşim bölgelerinden uzaklığı, 1000 m. olarak belirlenmiştir. Yer seçiminden sonra dikkate alınması gereken bir diğer husus, özellikle yeraltı ve yüzeysel su kirliliğinin önlenmesi için gerekli görülen tedbirler olmalıdır. Sızıntı suyu miktarını azaltmak, sızıntı suyunun zemin içine süzülmesini önlemek, toplanan suları çevreyi kirletmeyecek şekilde arıtmak, diğer tedbirler paketi içinde sayılabilir. Çevreye zarar vermeyen sağlıklı bir çöp dolgusu elde etmek için, sadece saha tabanını geçirimsiz hale getirmek yeterli olmayabilir. Çöpün dolgusu sırasında işletmenin de tekniğine uygun olarak yürütülmesi, sahanın mutlaka sık sık kontrol edilmesi, çöplerin her defasında tartılarak içeri alınması gerekmektedir. Alınan çöpler tabakalar halinde sıkıştırılmalı ve ara tabakaları toprakla örtülmelidir. Ayrıca saha çitle çevrilmeli, içeriye evcil veya yabani hayvan girişi önlenmelidir. Saha, işletmeye açıldıktan bir süre sonra, katı atık depo sahası içine gömülen organik maddelerin biyokimyasal ayrışması sonucunda, çoğunluğu metan gazından meydana gelen depo gazı çıkmaktadır (Bkz. “Depo Gazı”).