Aşağıdaki tebliğ, TÇV’nin
18-19 Ekim 2007’de düzenlediği
“Türkiye’de Çevre Eğitimi”
konulu toplantıdan sonra
yayınlanan kitaptan alınmıştır.

 

ORTA ÖĞRETİMDE ÇEVRE EĞİTİMİ

 

Prof. Dr. Musa Doğan

ODTÜ Fen-Edebiyat Fakültesi

Biyoloji Bölümü Öğretim Üyesi

 

A.  GİRİŞ

 

Orta öğretim düzeyinde eğitim gören  gençlere çağın gerektirdiği çevre duyarlılığının kazandırılabilmesi  için  verilmesi gereken “çevre eğitiminin” içeriği ve çeşitli programlarda ele alınış tarzı konularında  yayınlanmış bazı  makaleler bulunmaktadır (Childress, 1978; Robottom, 1982; Volk et al.,1984 ve Stevenson, 2007). İlgili literatürden görüldüğü kadarı ile konunun orta öğretim programlarında ele alınış şeklinin gelişmiş ülkelerde bile ülkeden ülkeye farklılık gösterdiği bir gerçek olmakla beraber, bu konunun zaman içinde gelişerek belli bir alan haline geldiği de bilinen bir gerçektir. Bu sunuşta orta öğretim düzeyinde eğitim gören gençlere verilmekte olan çevre eğitiminin vizyonu ve amaçları açıklanmış, gelişmiş ülkeler düzeyindeki gelişmeler ışığında konunun ülkemizdeki durumuna açıklık getirilmiştir. Ayrıca, 1992 Yılı’ndan beri orta öğretim düzeyinde seçimli olarak okutulan Çevre ve İnsan dersinin programdan kaldırılarak ilgili konuların Orta Öğretim Biyoloji Ders Programı içine nasıl yerleştirilebileceği ve programın temel ilkeleri konularında bazı açıklayıcı bilgiler verilmiştir.

Çevre, canlıların içinde doğup büyüdüğü ve tüm yaşamlarını sürdürdüğü doğal ortamlar olup buradaki tüm canlılar, içinde bulundukları fizikî çevre ile madde ve enerji ilişkisi içinde az ya da çok dengeli yapılar olan “ekosistemleri” oluşturur (Doğan ve Korkmaz, 1994). Çevrenin şu veya bu şekilde insan eliyle değiştirilmesi ekosistemlerdeki tüm canlı yaşamını doğrudan etkilemekte ve neticede dünyada yaşamı sağlayan ekosistem servislerini kesintiye uğratmaktadır. Son gelinen nokta itibarı ile insanoğlu, içinde tüm yaşamını sürdürdüğü çevresinin işleyişini bilmemekte ve konuya ilişkin bilimsel gerçekleri anlamaktan uzak görünmekte olup, çeşitli şekillerde doğal miras olan biyolojik çeşitliliğe zarar vermektedir (TÇV, 2005).

İnsan ve çevre ilişkisinin yıllar itibarı ile zaman içinde çok farklı bir seyir izlediği görülür. Özellikle Endüstri Devrimi’ne kadar insan ve çevre ilişkisindeki barışçıl yaşam, bir anda artan insan nüfusu ve insanın teknoloji kullanımına bağlı olarak çevrenin aleyhine olacak şekilde tek taraflı olarak değişmeye başlamış ve neticede ciddî çevre felâketlerini de beraberinde getirmiştir (Doğan ve Akaydın, 2000).

Uluslararası düzeyde insan çevresinin korunmasına yönelik ilk toplantı Birleşmiş Milletler tarafından 1972 Yılı’nda İsveç’in Stockholm şehrinde yapılmıştır. İnsan ve Çevresi başlıklı bu toplantıda Nobel ödüllü biyolog Rene Dubos konunun özünü “think globally, act locally” yani “evrensel olarak düşünmek, yerel olarak uygulamak” sözcükleri ile ortaya koymuştur (Stevenson, 2007). Bu toplantı sonrasında yayınlanan bildirgede çevrenin korunmasına yönelik olarak tüm ulusların işbirliği yapması ve ortak hareket etmesi istenmiştir. Bugün karşılaşılan çevre sorunlarının topyekûn ortadan kaldırılması konusunda kesin çözüm için mutlak surette konunun evrensel düzeyde ele alınması gerektiği, ancak gerçekleştirilecek eğitimin yerel düzeyde olmasının mutlak bir zorunluluk olduğu vurgulanmıştır (Gough , 2002).

1977 Yılı’nda Tiflis’te yapılan hükümetlerarası toplantıda ise çevre eğitiminin amaçları ve stratejisi ortaya konmuştur. 1987 Yılı’nda Birleşmiş Milletler Çevre ve Kalkınma Komisyonu tarafından hazırlanan raporda ise çevre ve ekonomik kalkınmanın entegrasyonunun sağlanabilmesi için tüm ulusların işbirliği yapması gerektiği belirtilmiştir. Çevre eğitimi konusunda en etkin girişimin ve somut kararların 3-14 Haziran 1992 tarihinde Rio’da yapılan Dünya Zirvesi’nde alındığı görülmektedir (AGENDA 21). Bu zirvede çölleşmenin önlenmesi, orman tahribinin mutlak surette durdurulması ve biyolojik çeşitliliğin korunmasına yönelik ortak politikalar benimsenmiş ve bu politikaya ilişkin 27 prensip ortaya konmuştur. Bu prensipler arasında çevre eğitimine yönelik ciddî politikaların oluşturulmasını zorunlu hale getiren kararlar bulunmaktadır.  Kamuoyunun çevre konusunda bilgilendirilmesi ve karar verme sürecine aktif olarak katılımının sağlanması bu prensipler dikkate alındığında öncelikli konulardır.

 

B.  ÇEVRE EĞİTİMİNİN AMAÇLARI

 

Çevre eğitiminin esas amacı, eğitim sürecinden geçen tüm bireylerin çevre konusunda sorumlu davranışlar sergileyebilmelerini teşvik etmek ve buna ilişkin olarak bireylerin bu konuda gerekli bilgi, beceri ve değer yargılarına sahip olmalarını teşvik etmektir. Bu noktadan hareketle çevre bilinci yüksek fertlerden oluşan bir toplum yaratmak üzere ortaya konan politika, 1994 Yılı’nda hazırlanan Yedinci Beş Yıllık Kalkınma Planı Çevre Özel İhtisas Komisyonu Raporu’nda verilmiştir (Doğan ve Akaydın, 2000).

a) İnsan, etrafında gelişen çevre ve doğa olaylarına karşı daha hassas bir yaklaşım olanağını yaratacak ve çevredeki olayları duyu organları yolu ile algılayabilecek,

b)    Yapay çevre ile doğal çevrenin özelliklerini karşılaştırmalı olarak çözümleyip, aralarındaki etkileşim ağını inceleyebilecek,

c)    Çevre araştırmaları yapabilmek için gerekli teknik ve metotları öğrenip uygulayabilecek,

d)    Çevre bilimleri ile diğer disiplinler arasındaki dinamikleri ve kaçınılmaz bağları inceleyip kavrayabilecek,

e) Karar verme yeteneği gelişmiş, böylece çevre sorunlarını tanımlayıp çözümlemeyi gerçekleştirebilecek işlev ve becerileri kazanmış,

f) Çevre ile ilgili olayları izleyip, kişinin ister yakınında, ister uzağında meydana gelmiş olsun, bu olaylarla bütünleşmenin önemini hisseden,

g)    Yakın çevresinde ve kendi yaşam ortamında doğayı koruma felsefesini geliştirip tatbik edebilen,

h)    Sosyal yaşamında gerekli olan özellikleri (özgüven, sorumluluk, yaratıcılık, kendini diğerlerine anlatabilme, inandığını uygulayabilme gibi) gelişmiş,

i) Sahip olduğu değer yargılarının neler olduğunu bilen ve diğer kişilerin aynı değer yargılarına sahip olması halinde doğan çelişkileri uzlaşma ile nasıl gidere-bileceğini bilen,

j) Doğal çevrenin özelliklerini bozmadan korumak ve hattâ geliştirme yapabilecek sosyal faaliyetler yaratabilen veya bunlara katılabilen fertler olarak eğitilmelidir.

Bu planda belirtilen amaçlar zaman içinde çevre eğitiminin vizyonunda ortaya çıkan yeni gelişmelere paralel olarak daha da gelişmek suretiyle çağdaş bir yapıya dönüşmüştür. Esas itibarıyla çevre eğitiminin esas vizyonu “çevre okur-yazarı” bireylerin yetiştirilmesini hedef alır. Çevre eğitiminin günümüzdeki genel amaçları aşağıda belirtilmektedir.

·    Çevreye ilişkin çağın gerektirdiği bilgi, beceri ve tutumlara sahip olmak,

·    Bilimin doğasını anlamak,

·    Bilimsel bulguları doğal dünyayı daha iyi anlamak için kullanmak,

·    Sorumluluk taşıyan bilinçli bir birey olarak, bilimsel değerlerin birey, toplum ve çevre açısından önemini fark etmek ve bu değerleri özümsemek,

·    Günlük hayatla ilgili konu ve sorunların çözümünde çevre bilgisini kullanmak,

·    Karşılaşılan problemlerin çözümünde bilimsel metodu kullanmak,

·    Çevreye ilişkin meslekler için gerekli bilişsel ve duyuşsal temelleri oluşturmak,

·    Öncelikle ülkemizin sonra dünyamızın sahip olduğu biyolojik zenginliklerin tanınmasına ve korunmasına yönelik bilinç kazandırmak,

·    Çevre eğitimi yoluyla; öğretmen rehberliğinde öğrenci merkezli etkinlikleri ön plana çıkaran; bireysel farklılıkları dikkate alan ama sosyal becerileri de göz ardı etmeyen; ürün kadar süreç odaklı bir değerlendirme anlayışını benimsemiş “oluşturmacı” (yapılandırmacı) öğretmen tipinin olgunlaşmasına olanak sağlamaktır.

 

C.  ÇEVRE EĞİTİMİNİN VİZYONU

 

Çevre eğitiminin vizyonu esas olarak çevre okur-yazarı bireyler yetiştirmektir. Çevre okur-yazarı bireylerin özellikleri aşağıda sıralanmıştır.

·    Genelde bilimin, özelde çevrenin doğasını anlar ve özümser,

·    Karşılaştığı problemleri bilimsel yöntem kullanarak çözer,

·    Çevreye ilişkin anahtar kavramlar etrafında yapılanmış anlamlı bir bilişsel yapıya sahiptir,

·    Çevre-bilim- teknoloji ve toplum ilişkisini kavramış olup bu konularda pozitif tutuma sahiptir,

·    Çevre ve çevre sorunlarının konusunda uygun tutum, değer ve becerilere sahiptir.

Çevre eğitiminin vizyonu ve Orta Öğretim Biyoloji Ders Programı beraber değerlendirildiğinde bazı ortak noktaların bulunduğu görülür. Özellikle, biyoloji programının esas hedefleri arasında çevre okur-yazarlığının ve bilimsel düşünme becerisinin öğrenciye kazandırılması bulunmaktadır. Bu nedenle çevre eğitimi bağlamında canlıların çevresi ile olan ilişkileri, çevrenin ve özellikle çevre sorunlarının canlılar üzerindeki etkisi ile ekosistem ekolojisi ve biyomlar, orta öğretim biyoloji ders programında ele alınması gereken konular arasında bulunmaktadır.

 

D.  ÇEVRE EĞİTİMİNİN GELİŞİM SÜRECİ VE TÜRKİYE’DE DURUM

 

Çevre eğitimine ilişkin ilk çalışmaların doğa gözlemleri, okul dışı etkinlikler ve doğa koruma faaliyetleri olarak ortaya çıktığı belirtilmektedir (Wheeler, 1975; Reid, 1980 ve Stevenson, 2007). Doğa gözlemlerinin esas amacı öğrencilerin doğayı tanıyarak onun değerinin farkında olmasını hedeflemiştir. Bu erken dönemdeki doğa koruma faaliyetleri konuya ilişkin etik ve estetik değerlerin ön plana çıkmasına yardımcı olmuştur. Bu erken dönemdeki doğa koruma eğitiminin esas amacı bireylere doğal kaynakların önemini kavratmak ve bu kaynakların etkin yönetimine onların aktif katılımını sağlamaktır. Tüm bu erken çabaların batılı gelişmiş demokratik ülkelerde sosyo-ekonomik ve politik yapıda dikkate değer bir değişimi tetiklediğine ilişkin somut  bulgular elde edilememiştir. Ancak, 1960’lı yıllara gelindiğinde ortaya çıkan ciddî çevre felâketlerinin arkasında yatan esas nedenin hızlı nüfus artışı olduğu artık kabul edilmiştir.

Gelişmiş demokratik ülkelerde 1960’lı yıllar sonrasında tüm toplum kesimlerinin katılımı ile çevrenin korunmasına yönelik faaliyetler hız kazanmıştır. Bu gelişmeler ışığında insan çevresinin doğal, sosyal, ekonomik, politik, tarihî ve estetik boyutları ortaya konmuştur. Bu toplumsal hareket, hükümetleri harekete geçirmiş gerekli yasal düzenlemeler yapılmış, bu konuda araştırmalar yapacak kurumsal yapılar oluşturulmuş ve uluslararası düzeyde gerekli girişimler başlatılmıştır.

Türkiye’de çevre olgusu 1982 Anayasası ile birlikte gündeme girmiştir. Anayasa’nın 56. maddesi “Herkes sağlıklı, dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir. Çevreyi geliştirmek, çevre sağlığını korumak ve çevre kirlenmesini önlemek devletin ve vatandaşların görevidir”  ilkesini getirmiştir. Bu maddenin direktifleri doğrultusunda hazırlanan ve 11 Ağustos 1983 tarihinde yürürlüğe giren Çevre Kanunu, çevreyi hava, su toprak gibi bileşenleriyle ekolojik bir sistem bütünü olarak ele almıştır.

Türkiye’de çevre eğitiminin durumu ile ilgili olarak erken dönemde yapılan çalışmalar, 1993 Yılı’nda Türkiye Çevre Vakfı (TÇV) tarafından Ankara’da yapılan “Çevre Eğitimi” başlıklı toplantıda ayrıntılı olarak değerlendirilmiştir  (TÇV, 1993).

Orta öğretim kurumlarındaki öğrencilere gerekli çevre bilincini kazandırmaya yönelik olarak MEB Talim ve Terbiye Kurulu tarafından 1992/96 sayılı karar ile orta öğretim düzeyinde okutulacak seçimli dersler arasında önerilen Çevre ve İnsan dersinde çeşitli nedenlerden dolayı arzu edilen başarı elde edilememiştir. Orta öğretim düzeyinde çevre eğitimi konusunun sadece sınırlı sayıda öğrenci tarafından okunan bir seçmeli ders yerine tüm orta öğretim düzeyindeki öğrencilerin bu konuda eğitilebilmesine yönelik olarak bir tavsiye kararı, 2000 Yılı’nda Çevre Bakanlığı tarafından İzmir’de düzenlenen IV. Çevre Şûrası’nda (ÇB, 2000) alınmıştır.

Rio kararları esas alınarak 1995-1997 yılları arasında Devlet Planlama Teşkilâtı (DPT) tarafından ilk kez hazırlatılan Ulusal Çevre Eylem Planı Eğitim ve Katılım Raporu’nda (Doğan, 1997) bu konuda mevcut durumun değerlendirmesi yanında çevre konusunda tüm bireylerin eğitimine ilişkin ayrıntılı bir strateji verilmiştir. Türkiye Ulusal Çevre Eylem Planı’nda (UÇEP) sürdürülebilir kalkınmanın odağında yer alan insan unsurunun, planın hemen her yerinde ele alındığı görülür. Bu plana zemin oluşturan Eğitim ve Katılım Raporu’nda Bilgiye Erişebilme, Araştırma ve Deneyler, Eğitim Programları, Üniversite Eğitimi, Personel Eğitimi,  Kamuoyunun Eğitilmesi ve İşbirliği başlıkları altında etkin çevre eğitiminin gerçekleştirilebilmesi için bir stratejik plan verilmiştir. Çevre eğitimi konusu, sonraki yıllarda Türkiye’de yapılan bazı toplantılarda da gündeme gelmiştir (Kiziroğlu, İ., İnanç,  N. ve Turan, L., 2000).

 

E.   ÇEVRE EĞİTİMİ VE ORTA ÖĞRETİM

 

Tiflis Deklarasyonu dokümanında (UNESCO 1978, 1980) da işaret edildiği gibi, etkin çevre eğitiminin genel hedefleri, oluşturulacak programın içeriğini ve uygulama ilkelerini ortaya koymaktadır. Burada esas olan bireylerin çevre sorunlarının çözümü konusunda birey olarak ya da grup halinde etkin çalışmasıdır. Programın uygulanmasında öğrenciler sorgulama (inquiry) yöntemini kullanmak suretiyle yaparak ve yaşayarak ortaya konan problemin çözümüne yönelik hipotezleri test ederek sonuca ulaşmaktadır. Bu şekilde öğrenci çevre sorunlarının çözümü konusunda gerekli bilgi, beceri ve uygun değerleri edinebilir. Bu yöntemin etkin olarak uygulanabilmesi için okul yönetimlerine, ders öğretmenine ve ders programına önemli görevler düşmektedir. Konuya ilişkin olarak mevcut ders programlarının kalıplaşmış katı yapıları yanında ve özellikle seçilecek etkinlikler konusunda öğretmenlere gerekli yetkinin çoğu zaman verilmediğine işaret eden bazı araştırma bulguları bulunmaktadır (Goodland, 1984).

Çevre eğitiminin genel hedefleri doğrultusunda oluşturulmuş ideal bir orta öğretim programının başarısı, ilgili öğretmenlerin konuya ilişkin aldığı lisans eğitimi ve pedagojik formasyonla da doğrudan ilişkilidir.

Çevre eğitimi hiç süphesiz çevre konusunun öğrencilere öğretilmesinden öteye insan eliyle ortaya çıkan çevre sorunlarının günümüzde ve ileriki yıllarda önlenmesini hedefler. Burada karşımıza iki yöntem çıkmaktadır. Bunlardan ilki bireylerde davranış değişikliğini hedefleyen bir yöntem iken, diğeri ise bireylerin bugün ve ileriki yıllarda daima çevre sorunlarının önlenmesine yönelik “action competence” adı verilen ve bireylerin çevre sorunlarının çözümlenmesinde katılımlarının daima en üst seviyede olması konusundaki kararlılığına ve yetkinliğine ilişkin yöntemdir (Breiting ve Mogenson, 1999).

Çevre eğitimi konusunda yakın geçmişte yapılmış araştırmalar gerek çevre ve gerekse öğrenme-öğrenci konularında yeni bulgular ortaya çıkartmıştır. Bazı araştırmalar ise çevre eğitimi konusunda konunun esasını oluşturan öğrenci boyutunun yeterince ele alınmadığına işaret etmektedir. Bu konuda etkin öğrenmenin gerçekleşebilmesi için kriter olarak ele alınan 6 önemli göstergeden ilk üç adedini oluşturan çevreye ilişkin bilgi, tutum ve davranışın dikkatli bir şekilde ele alındığını, buna karşın geriye kalan öğrencinin doğayı algılaması, öğrencinin öğrenme konusundaki deneyimi ve öğrencinin yetişkinleri etkileme becerisinin ise yeni programlarda ele alınmaya başladığını göstermektedir (Karsten, 2004).

Günümüzde Avrupa Birliği ve ABD gibi gelişmiş ülkelerde hazırlanmakta olan yeni eğitim programları dikkate alındığında, temel felsefenin öğrenci merkezli ve katılımcı demokratik yaklaşımlar olduğu görülür. Bu program çalışmalarının esas sloganı ise her öğrencinin konuyu öğrenmesi ve böylece toplumda kendi ayakları üzerinde durabilen ve içinde bulunduğu toplumun gelişimine katkıda bulunan iyi vatandaş olmasıdır.

MEB Talim ve Terbiye Kurulu Başkanlığı tarafından Şubat 2007’de Biyoloji Dersleri Özel İhtisas Komisyonu kurulmuş ve yeni programın oluşturulması çalışmalarına başlanmıştır. Bu programda esas çıkış noktaları, konuya ilişkin alandaki yeni gelişmeler, 1997 Yılı’nda hazırlanmış biyoloji programına ilişkin illerden gelen görüş ve öneriler, yeni uygulanmakta olan Fen ve Teknoloji Dersi Programı ve öğretmenlerle yapılan görüşmelerdir.

Özellikle, 2005 Yılı’nda yeni uygulamaya konmuş olan Fen ve Teknoloji Dersi Programı (MEB, 2005) kapsamında çevre eğitimi konusunun sadece 7. sınıf düzeyinde Canlılar ve Hayat öğrenme alanı başlığı altında toplam 14 saat olacak şekilde İnsan ve Çevre ünitesi olarak verilmiş olması programın sarmallık ilkesi ile aykırı bir durumdur. Benzeri bir durum, Coğrafya programı için de geçerlidir. Türkiye’de orta öğretim düzeyinde uygulanmakta olan Coğrafya programında 9. sınıf düzeyinde Bölüm 7’de Türkiye’deki İklim verilirken, 9. bölümde ise İnsan Çevre başlığı altında bazı çevre sorunlarına değinilmiş, 10. sınıf düzeyinde doğal âfetlere ilişkin bilgiler verilmiştir.  11. sınıfta ise ekosistem ve madde döngüleri, şehirleşme faaliyetleri ve nüfus politikaları ile ekonomik faaliyetler gibi konulara yer verilmiştir. Bu bağlamda ekosistem ve işleyişi, biyolojik çeşitlilik gibi temelde biyoloji dersi programında bulunması gereken konuların coğrafya dersi programında yer almasının çevre eğitiminin felsefesi ile uyuşmayan bir durum olduğu gözlenmiştir.

 

F.   ORTA ÖĞRETİM BİYOLOJİ DERS PROGRAMININ TEMEL İLKELERİ VE ÇEVRE EĞİTİMİ

 

Yeni hazırlanmakta olan Biyoloji programında vurgulanan ilkeler her öğrencinin severek ve isteyerek öğrenebilmesine ve dolayısıyla “biyoloji okur-yazarı” olabilmesine olanak sağlamayı esas almıştır. Bu program, öğrencilerin “çevre okur-yazarı” olması yanında “oluşturmacı (yapılandırmacı) öğrenme yaklaşımını” benim-semesi, öğrencilerin zihinsel ve fiziksel gelişim seviyelerini ve bireysel farklılıklarını gözetmesi, sarmallık özelliğini dikkate alması, ilgili diğer derslerin (fizik, kimya vb.) öğretim programları ile bütünlük göstermesi ve performansa dayalı ölçme ve değerlendirme anlayışını benimsemesi bakımından çağdaş bir görünüm sergilemektedir. Bu temel anlayış, verilecek çevre eğitimi ile örtüşmektedir.

Orta öğretimde biyoloji dersi, günümüzde dört yıl okutulmaktadır. Bu dersin yeni hazırlanan Orta Öğretim Biyoloji Ders Programı’nda üç temel öğrenme alanı bulunmaktadır. Bu öğrenme alanlarından ilki Organizma ve Metabolizma; ikincisi Biyolojik Çeşitlilik, Genetik ve Evrim; üçüncüsü ise Çevre ve İnsan kuşak üniteleridir. Organizma ve metabolizmaya ilişkin konular yanında biyolojik çeşitlilik, genetik ve evrim konularının öğrenciler tarafından iyi öğrenilmesi, çevre eğitimi bakımından önemlidir.

 İnsan ve Çevre kuşak ünitesi bağlamında 9. sınıf düzeyinde ele alınan konular İnsan-Çevre İlişkisi, Güncel Çevre Sorunları ve Çözüm Önerileri’dir. Bu sınıf sonrasında, seçilen alan gereği biyoloji dersini devam ettirmesi gerekmeyen öğrencilerin mevcut çevre sorunlarının olası nedenleri ve bunlara ilişkin çözüm önerilerinin neler olduğu konusunda eğitilebilmesine yönelik olarak öncelikle ele alınmıştır. 10. sınıf düzeyinde ele alınan konu, Ekosistem Ekolojisi’dir. 11. sınıf düzeyinde ise Komünite ve Popülasyon Ekolojisi’nin okutulması planlanmıştır. 12. sınıf düzeyinde ise Bozulan Çevrenin Rehabilitasyonu, Çevre Sorunlarının Etik, Politik ve Ekonomik Açıdan Ele Alınması ve Sürdürülebilirlik konularının okutulması düşünülmüştür. Çevre eğitimi bağlamında okutulması planlanan konuların sınıflar düzeyindeki sıralanışında izlenen temel anlayış sarmallık ilkesi iken, benimsenen öğretim yöntemi ise oluşturmacı öğretim yaklaşımı şeklindedir. Öğrencilerin performanslarının değerlendirilmesinde daha güncel ölçme ve değerlendirme yaklaşımlarının kullanılması ve böylece öğrencilerin konuya ilişkin yapacakları proje tabanlı etkinliklerin daha sağlıklı bir şekilde değerlendirilmesi mümkün olabilecektir. Buradan da görülebileceği gibi etkin çevre eğitimi öğrencinin katılımını teşvik eden, yaparak ve yaşayarak en üst düzeyde öğrenmenin ve etkin değerlendirmenin gerçekleştirildiği koşullara gerek duymaktadır.

Tablo-1

Öğrenme Alanı: İnsan ve Çevre

 

9

10

11

12

 

-  İnsan-Çevre    İlişkisi

- Güncel Çevre    Sorunları ve

   Çözüm Önerileri

 

 

- Ekosistem Ekolojisi ve

  Enerji Akışı

- Madde Döngüleri,

  Besin Zinciri ve Ağları

  Besin Pramidi

 

 

- Komünite Ekolojisi

- Popülasyon Ekolojisi

 

- Çevrenin Rehabilitasyonu

- Çevre Sorunlarının Etik,   Politik, Ekonomik ve  
  Çevresel Açıdan Ele
  Alınması

- Sürdürülebilir Kalkınma

 

Bu program çalışmasında ele alınan öğrenme alanlarına ilâveten beceri, tutum, değer ve anlayışlara ilişkin kazanımların da dikkate alındığı görülmektedir. Bu bağlamdaki kazanımlar ise Bilim-Teknoloji-Toplum-Çevre İlişkisi, Bilimsel Araştırma ve Bilimsel Süreç Becerileri ve İletişim Becerileri ile Tutum ve Değerler şeklindedir. Bu kazanımlar bağlamında hazırlıkları Biyoloji Program çalışması ile beraber ilgili komisyonlarca yürütülen Fizik ve Kimya Programları ile paralellik de sağlanmaktadır.

 

G.  SONUÇ VE DEĞERLENDİRME

 

Çevre eğitimi ya da başka bir deyişle “sürdürülebilir kalkınma eğitimi”, öğrencilerin çevreye ilişkin gerekli bilgi, beceri ve değerleri edinmelerini hedefler ve bu şekilde dünyada insan yaşamının kalitesini arttırabilmek için bir ülkenin diğerlerinin aleyhine olacak şekilde nüfusunu ya da gelişimini arttırmamasına özen gösterir. Bu durum birey bazında da aynen geçerli olup, bu sayede doğal kaynakların doğru kullanılması ve sürdürülebilirliği gerçekleştirilebilir. Bu konu okulun kuruluş felsefesinde yakın geçmişte yeni açılımların ortaya çıkmasını beraberinde getirmiştir. Çünkü çevre eğitimi öğrencilerin bundan böyle kritik düşünme becerilerinin gelişimine katkı verdiği gibi daima sorgulayan, problem çözme yeteneği gelişmiş, çevre ve eğitim politikaları konusunda karar verme sürecine bireyin aktif katılımını öngörmektedir. Ülkemizde çoğu orta öğretim kurumunda ideal sınıf koşullarının hâlâ oluşturulamamış olması, eğitimin bireyselleştirilememesi vb. sorunların hâlâ çözümlenmemiş olması, etkin çevre eğitiminin önünde engel oluşturmaktadır.

Tiflis Deklarasyonu’nda (1978) işaret edilen hedeflere ulaşılabilmesi için mutlaka bu konuda eğitim-öğretim programlarına ve buna ilâveten uygun pedagojik yaklaşıma gereksinim vardır. Bu sayede öğrenciler birey ya da grup halinde çevreye ilişkin problemler üzerinde sorgulama yaklaşımını kullanarak kritik düşünmeyi öğrenebilecek,  uygun beceriler elde edebilecektir. Bu yaklaşım bireysel farklılıkları dikkate alan katılımcı ve aktif öğrenme şeklidir. Ancak, daha önce de işaret edildiği gibi tüm etkinliklerin programa yazıldığı, öğretmen ve öğrencinin hiç bir şekilde yetkisinde olmayan etkinliklerin programlarda öğretmen ve öğrenciye dikte edilmiş olması demokratik eğitim ile bağdaşmayan bir durumdur. Ancak, öğretmen farklılıklarının çok büyük olduğu ülkelerde etkinliklerin programlarda verilmiş olması, belki de bu konudaki politkaların değiştirilmesine yönelik ilk adım olarak algılanabilir.

Etkin çevre eğitiminin gerçekleşebilmesi için öğretmenlerin bu konudaki meslek öncesi ve meslek içi eğitimi önem arz etmektedir. İşin belki de en önemli boyutu, öğretmenin konuya ilişkin pedagojik formasyonu ve bu konuya ne denli inandığıdır. Bu nokta çevre eğitiminin etkin olarak gerçekleştirilmesi ve ölçme ve değerlendirmenin sağlıklı yapılması bakımından da önemlidir. Bu bağlamda çağdaş öğretim metotlarının uygulamaya konulması öğretmene büyük sorumluluklar yüklemektedir. Öğretmenlerin lisans düzeyindeki eğitim programlarının bu gerçekler ışığında tekrar gözden geçirilmesinde ve mümkünse lisansüstü düzeyde verilen öğretmenlik pedagojik formasyon eğitiminde ele alınmasında yarar vardır (UNESCO-UNEP 1990).

Etkin çevre eğitimi için okul dışındaki belli ekosistemlerde yerinde yapılabilecek etkinliklerin öğrencilerin çevreye ilişkin kazanımları elde etmesi bakımından önemi büyük görünmektedir (Bennett ve Heafner, 2004). Çevre eğitimi her yaştan bireylere kendi seviyeleri dikkate alınarak verilmelidir. Bu eğitim mutlaka tüm derslerde ilgili konular bünyesinde yaparak, yaşayarak zihinsel ve el becerilerini geliştirecek tarzda ele alınmalı ve öğrencinin kritik düşünmesini geliştirecek şekilde organize edilmelidir. Gerektiğinde ise proje tabanlı sınıf dışı etkinlikler olarak çevre sorunlarının ortaya çıktığı yakın çevredeki alanlarda, botanik - hayvanat bahçelerinde ve ayrıca korunan alanlarda yapılacak proje çalışmaları veya yerinde gözlemler ile gerçekleştirilebilir.

Çevre-Sürdürülebilir Kalkınma eğitimi, eğitimin erken döneminden başlayarak tüm yaş ve mesleklerden bireylere sorumlu vatandaşlar olmanın ötesinde iyi bir insan olabilmek için gerekli kazanımları sağlar. Bu nedenle çevre eğitimi öğretim programının mutlaka bir bütün olarak konuya ilişkin tüm evrensel doğruları içerecek tarzda tüm derslere yönelik olarak hazırlanması kaçınılmazdır. Bu programın başarısı programın kendisinin, öğrencinin, öğrenme ortamının ve özellikle bu programı uygulayan öğretmenin yaratıcılığı ile doğru orantılıdır. Bu nedenle konuya ilişkin bilimsel fuarlar, kurslar, ödüllü yarışmalar, kamplar ve eğitim programlarının düzenlenmesi yararlı görünmektedir.